Skip to main content Scroll Top

MİMAR Resul Saraç

EMPATİ ATÖLYESİ KURUCUsu


Malzemeler aslında hikâye anlatır, bir geçmiş anlatır. Tuğlaya baktığımda, binlerce yıl önce atalarımızın elle ürettiği, dokunduğu o üretim geleneğini görmek ve hissetmek bizim için çok daha etkileyici.

Mimar Resul Saraç ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, projelerde tuğla, doğal malzemelerin tasarımdaki rolü ve tuğlanın malzeme özellikleri üzerine konuştuk. Sohbet hem teknik ayrıntılara hem de ilham veren detaylara değiniyor. Tuğlanın mimarideki rolünü merak edenler için bir perspektif sağlıyor.

MİMAR RESUL SARAÇ: “Malzemeler aslında hikâye anlatır, bir geçmiş anlatır. Tuğlaya baktığımda, binlerce yıl önce atalarımızın elle ürettiği, dokunduğu o üretim geleneğini görmek ve hissetmek bizim için çok daha etkileyici”

SORU 1:
Manisa Kurtuluş Müzesi’ni yerinde görüp değerlendiren biri olarak müzeyi ilk gördüğünüzde sizde nasıl bir izlenim bıraktı? Yapıyı mimari açıdan nasıl değerlendirdiniz?

RESUL SARAÇ:

Orası çok özel bir bina. Ömer Selçuk Baz da bizim sevdiğimiz bir mimardır. Gerçekten çok enteresan ve çağdaş denemeler var orada. Çok etkileyici bir yapı olmuş. Zaten tuğla olması da bambaşka bir boyut katıyor. Çünkü biz malzemeye çok değer veriyoruz; malzemenin birçok şeyi değiştirdiğini ve tüm anlamı dönüştürebildiğini düşünüyoruz.

Malzemenin gerçek olması da bizim için çok önemli. Son dönemde yaşadığımız en büyük problemlerden biri, işverenlerin maliyet sebebiyle “mış gibi” olan, gerçek olmayan malzemelere yönelmeleri. Maliyetleri düşündükleri için onları da anlayabiliyorum; fakat biz her zaman yaptığımız projelerde doğal olana, doğal malzemeye yönlendirmek istiyoruz. Bunlardan biri de tuğla.

Hatta ilk zamanlar çok şaşırmıştım; tuğla neden bu kadar az kullanılıyor diye. Bundan 10 yıl önce, tuğlanın niye az tercih edildiğini gerçekten anlamadım. Çünkü tuğla bu topraklarda çokça bulunan ve çokça kullanılmış bir malzeme. Ama ne olduysa 10–20–30 yıl önce tuğla kullanımı yavaş yavaş azalmış gibi geliyor bana.

Ama son dönemlerde sizlere de teşekkür ediyorum; tuğlacılar çok iyi çalışıyor. Biz yapının iyi olmasını istiyoruz. Detaylar ve doğru bilgi bizim için çok önemli. Sonuçta biz de bir nevi ürün sunuyoruz ve iyi bir firma, iyi iş çıkarır. Bunun da mücadelesini seviyoruz.

Bu nedenle firmanın bizim yanımızda olması çok önemli. Çünkü yerinde doğru ürettiremiyoruz; bence en büyük problemlerimizden biri bu. Ciddi bir nitelik problemi var. Doğru kişiler doğru şeyi üretirse, doğru şekilde yerinde uygulayabilirsek yapı gerçekten güzel olmaya başlıyor. Yoksa ben burada çok değişik, çok güzel şeyler hayal edebilirim ama sonuçta ne yazık ki o hayal ettiğimiz çıkmayabiliyor. Siz de istediğiniz malzemeyi üretin; uygulayamadıktan, uygulatamadıktan sonra hiçbir anlamı olmuyor, ne yazık ki.

SORU 2:

Tuğlaların tamamen el emeğiyle üretiliyor olması size nasıl geliyor? Sizde nasıl bir etki bırakıyor?

RESUL SARAÇ:

Bir malzemenin elle üretiliyor olması bana her zaman çok daha özel ve nitelikli geliyor. Sinterflex’i de seviyoruz ve kullanıyoruz; onun hatasız, kusursuz yapısı elbette kendi içinde çok değerli. Ancak bazen de o insan dokunuşundan gelen küçük hatalar –ki ben bunlara hata demiyorum– her bir ürünü kendine has, şahsına münhasır kılıyor ve bu bana çok daha güzel geliyor.

Açıkçası tuğlaların gerçekten el emeğiyle üretildiğini görene kadar böyle olduğunu tahmin etmezdim. Bu işin içindeyim ama yine de elle yapılabileceğini düşünmemiştim. Bu yüzden sizi ayrıca takdir ediyorum. Bu sistemin hâlâ devam ediyor olması gerçekten müthiş.

SORU 3:

Projelerinizde tuğlaya yer verirken tercihinizi estetik etkisi, dayanıklılığı mı yoksa yapıya kattığı ruh ve karakter mi belirliyor?

Aslında bu saydıklarınızın hepsi bizim için geçerli. Bir projede ilk algı çok önemli; uzaktan gördüğümüz renk, doku ve tuğlanın taşıdığı tarihsel altyapı bizim için çok değerli.

Mimari tasarım yaklaşımımızda üç aşama vardır:

  1. Uzaktan gördüğümüz etki,
  2. Yapıya yaklaştığımızda hissettiğimiz doku ve detay,
  3. En yakın mesafede, ellediğimizde ve ince detaylarını gördüğümüzde oluşan ilişki.

Tuğlayı bu yüzden çok seviyoruz. Sıvayı da seviyoruz, doğal ahşabı da… Aslında biz doğal malzemeyi seviyoruz; fakat bunu projelerde hayata geçirmek her zaman kolay olmuyor. Uzaktan bakıldığında tamam gibi görünse de, malzemenin yakından da bir şey vadetmesi gerekiyor. Bu anlamda tuğlanın yakından sunduğu doğallık ve sıcaklık bizi çok etkiliyor.

Bir diğer önemli konu da detay çözümleri, özellikle bitiş detayları. Biz binalara dokunmayı çok severiz. Uzaktan herkes görebilir ama yaklaştığınızda dokunduğunuzda hissettirdiği tarihsel referans çok kıymetlidir. Tuğlanın topraktan geliyor olması da bunu daha özel kılıyor.

Malzemeler aslında hikâye anlatır, bir geçmiş anlatır. Tuğlaya baktığımda, binlerce yıl önce atalarımızın elle ürettiği, dokunduğu o üretim geleneğini görmek ve hissetmek bizim için çok daha etkileyici. Bu nedenle el yapımı kaplama tuğlaların yerini kolay kolay başka bir malzeme dolduramaz. Sizin ürettiğiniz tuğlanın perspektifi, felsefesi ve tarihsel değeri, el yapımı olmasından dolayı çok daha anlamlı. Bu değer de kolay kolay kaybolmaz.