Skip to main content Scroll Top

Sıkça Sorulan Sorular

Ürüne Yönelik

El yapımı tuğla, kilin kalıba elle bastırılarak veya fırlatılarak şekillendirildiği geleneksel bir üretim yöntemidir; bu süreç her parçada hafif form ve doku farklılıkları yaratır. Fabrika (ekstrüzyon) üretiminde ise kil, makineyle yüksek basınç altında kalıptan sürekli şerit halinde geçirilip kesilir; bu da daha homojen, keskin kenarlı bir görünüm verir. El yapımı tuğlanın ayırıcı özelliği estetik özgünlük ve karakterdir — restorasyon ve butik mimari projelerde tercih sebebidir. Üretim hızı fabrika yöntemine göre daha düşüktür, bu da genelde birim maliyeti artırır. Teknik performans (dayanım, su emme) ise üretim yönteminden çok kil kalitesi ve fırınlama sürecine bağlıdır.

Tuğla, yüksek termal kütlesi sayesinde ısıyı depolayıp yavaşça geri vererek iç mekan sıcaklığını dengeler ve yanmaz bir malzeme olduğu için yangın güvenliği açısından beton ve çelik kadar avantajlıdır. Betona kıyasla daha iyi nefes alabilirlik sunar; doğal taşla karşılaştırıldığında daha hafif, daha ekonomik ve daha standart boyutlarda üretilebilir — taş benzersiz doku sunar ama maliyeti ve işçiliği daha yüksektir. Ahşap kaplamayla kıyaslandığında tuğla çok daha dayanıklıdır ve bakım gereksinimi düşüktür; kompozit/panel sistemlere göre en büyük avantajı uzun ömür ve zamanla değer kaybetmeyen bir görünümdür. Doğru üretildiğinde onlarca yıl bakım gerektirmeden dayanıklılığını korur ve doğal kilden üretildiği için geri dönüştürülebilir bir malzemedir. Bu özelliklerin bütünü, tuğlayı dış cephede uzun vadeli maliyet ve estetik açısından güçlü bir seçim haline getirir.

Boyut seçimi bina ölçeği ve istenen görsel etkiye göre değişir; ince/uzun formatlı tuğlalar 2026 trend raporlarında öne çıkan bir seçim olarak belirtiliyor — ince yapıları sayesinde zarif çizgi oyunları yaratıp sakinlik ve modernlik hissi veriyorlar. Doku tercihinde ise pürüzlü/rustik yüzeyler karakter ve derinlik katarken, düz yüzeyler daha minimalist bir görünüm sağlar. Seçim aynı zamanda iklim koşullarına da bağlıdır — pürüzlü yüzeyler kirlenmeye biraz daha açık olabilir. Proje bütçesi de belirleyicidir çünkü özel doku/format tuğlalar standart boyutlara göre daha maliyetlidir. Nihai karar genelde mimarın bina cephesindeki gölge-ışık oyunu hedefine göre şekillenir.

El yapımı dekoratif tuğla, her parçada bilinçli olarak bırakılan form ve renk düzensizlikleriyle “yaşayan” bir yüzey etkisi yaratır. Standart cephe tuğlası ise seri üretimle homojen boyut ve renk tutarlılığı sunar, büyük ölçekli projelerde daha öngörülebilir bir sonuç verir. Fiyat açısından el yapımı seri genelde daha yüksek işçilik maliyeti nedeniyle daha pahalıdır. Kullanım amacı da farklılaşır: dekoratif seri genelde öne çıkan cephe unsurlarında (giriş, detay vurguları) kullanılırken, standart tuğla geniş yüzeylerde tercih edilir. İkisi de aynı teknik standartlara (EN 771-1 gibi) tabi olabilir; fark performanstan çok estetik hedefte ortaya çıkar.

Basınç dayanımı (compressive strength), tuğlanın taşıyıcı veya yapısal yükler altında ne kadar güvenli kullanılabileceğini belirler ve TS EN 771-1 standardında ürün etiketinde beyan edilmesi gereken zorunlu bir değerdir; Saray Tuğla’nın dolu tuğla ürünlerinde bu değer 19,5–20,7 N/mm² aralığında beyan ediliyor. Su emme oranı, tuğlanın nem alma kapasitesini gösterir ve Saray Tuğla ürünlerinde %12,5–14,7 aralığında ölçülüyor; yüksek su emme, don olaylarında çatlama riskini artırır. Donmaçözülme direnci özellikle Kuzey Avrupa gibi soğuk iklimlerde kritik önemdedir — su tuğlanın gözeneklerinde donup genişlediğinde yapısal hasar oluşabilir; Saray Tuğla ürünleri bu testte FP100 sınıfını (EN 771-1’in ağır maruziyet kategorisi) karşılıyor. Bu üç değer birlikte değerlendirildiğinde, tuğlanın hangi iklim ve uygulama koşulunda güvenle kullanılabileceği belirlenir.

Tuğlanın yüksek termal kütlesi, gündüz emilen ısıyı gece yavaşça geri vererek iç mekan sıcaklık dalgalanmalarını azaltır. Bu özellik özellikle sıcaklık farkının yüksek olduğu iklimlerde enerji tüketimini düşürür. Saray Tuğla’nın dolu tuğla ürünlerinde ısıl iletkenlik katsayısı (λ) 0,41 W/m·K olarak beyan ediliyor; bu değer, doğru yalıtım katmanıyla (sandviç duvar veya rainscreen sistemlerle) birleştirildiğinde bütüncül cephe performansını hesaplamak için mimarlara somut bir veri sağlıyor. 2026 facade trend raporları da bina kabuğunun artık pasif bir dış yüzey değil, enerji stratejisinin aktif bir parçası olarak ele alındığını vurguluyor. Tuğlanın kendisi tek başına bir yalıtım malzemesi değildir ama doğru sistemle kullanıldığında bütüncül enerji performansına katkı sağlar.

Fark “kalite” değil, üretim yöntemi, kil karakteri ve estetik eğilimlerde ortaya çıkar. Türkiye’de el yapımı üretim daha yaygın ve rekabetçi fiyatlıyken, Kuzey Avrupa’da otomasyon daha ileri düzeyde ve el yapımı seriler premium segmentte konumlanır. Kil kaynağına bağlı renk farklılıkları da vardır — Ege bölgesi killeri genelde daha sıcak kırmızı-kahve tonlar verirken, Kuzey Avrupa killeri daha soluk tonlara eğilimlidir. Her iki bölgede de EN 771-1 standardı geçerli olduğundan, doğru üretilmiş ürünlerde teknik performans farkı değil, estetik ve fiyat farkı belirleyici olur. Sertifikasyon süreçleri her iki bölgede de benzer şekilde uygulanabildiğinden, asıl fark rekabet gücünde işçilik ve enerji maliyetlerinden kaynaklanır.

Teknik ve Mimari

2026 trend raporlarına göre Avrupa’da nötr, doğal tonlar (bej, kahve, gri, antrasit) hâkim olmaya devam ediyor; bu tonların sakinlik, zarafet ve zamansızlık hissi yarattığı belirtiliyor. Doku tarafında “otantik ama kusurlu” görünüm ön planda — yıpranmış tuğla, elle yarılmış taş gibi karakterli, biraz pürüzlü ve hikaye anlatan yüzeyler tercih ediliyor. Uzun/ince formatlı tuğlalar da güçlü bir trend olarak öne çıkıyor. Ayrıca farklı malzemelerin (metal, cam, ahşapla) tuğlanın bir arada kullanıldığı katmanlı kompozisyonlar popülerleşiyor. Genel eğilim, aşırı parlak/homojen yüzeylerden uzaklaşıp daha “insan eliyle yapılmış” hissi veren dokulara doğru.

Körfez bölgesinde terrakota ve kilden mamul cephe kaplamaları güçlü bir yükseliş trendinde — BAE’deki terrakota kaplama pazarı yaklaşık 1,2 milyar dolar değerinde ve hükümetin 2023’te sürdürülebilir yapı malzemelerini teşvik eden düzenlemeleri bu büyümeyi hızlandırdı. Sıcak, toprak tonlu renkler (terrakota, ocher, kum tonları) çölün iklimiyle uyum sağladığı için tercih ediliyor; Dubai’deki Wasl Tower’ın balık pulu desenli terrakota cephesi bu yaklaşımın öne çıkan bir örneği. Havalandırmalı cephe (ventilated façade) sistemleri bölgede giderek standart hale geliyor çünkü hem termal performansı artırıyor hem de yüksek sıcaklıklarda malzemeyi koruyor. Ayrıca Ortadoğu’da yangın güvenliği düzenlemeleri (alüminyum kompozit panel kaynaklı yangın riskleri sonrası) sıkılaştığı için, yanmaz bir malzeme olan tuğla/terrakota kaplamalar alternatif cephe malzemelerine kıyasla avantaj kazanıyor.

Dekoratif kaplama tuğlaları çoğunlukla taşıyıcı değil, giydirme (kaplama) amaçlı üretilir; yani duvarın yapısal yükünü taşımaz, bu nedenle basınç dayanımı gereksinimleri taşıyıcı tuğlalara göre farklı bir kategoride değerlendirilir. Doğru üretilmiş bir dekoratif kaplama tuğlası, aynı TS EN 771-1 kalite belgesine tabi olduğunda su emme ve donma-çözülme direnci gibi kritik değerlerde standart tuğlayla aynı performans seviyesini sağlayabilir. Rustik/antik dokulu yüzeylerde gözeneklilik teorik olarak biraz daha değişken olabilir, ancak bu fark doğru kil karışımı ve fırınlama ile telafi edilir ve performans kaybı anlamına gelmez. Asıl fark uygulama amacındadır: dekoratif seri estetik ve karakter için, standart seri geniş yüzey kaplaması için optimize edilir. Bu yüzden bir ürünün “dekoratif” olması, otomatik olarak daha düşük teknik performans anlamına gelmez — belirleyici olan üretim kalitesi ve sertifikasyondur.

Asil Mix, arka yüzeyi yapışmayı kolaylaştıran kanallı, görünür yüzeyi ise antik dokulu bir kaplama tuğlasıdır. Renk paleti doğal toprak tonlarında olup kültür tuğlasından farklı bir üründür — fırınlama sürecinden kaynaklanan doğal ton farklılıkları, cephede el yapımı, “yaşayan” bir doku etkisi yaratır. Bu özellikler, tarihi doku arayan restorasyon projelerinde ve karakterli, rustik cephe tasarımlarında Asil Mix’i güçlü bir seçim haline getirir.

Linear serisi, el yapımı üretimle ortak bir doku dilini paylaşan üç renk varyasyonundan oluşuyor: Linear Soft York (kahverengi, kırmızı, mor ve sarı tonlarının karışımından oluşan geleneksel bir palet), Linear Dark Red (kırmızı ve doğal koyu ton geçişli) ve Linear Country Style Mix (kırmızı ve doğal ton geçişli). Bu ton geçişleri, her tuğlada fırınlamadan kaynaklanan doğal renk varyasyonu yaratarak cepheye tek düze olmayan, canlı bir doku kazandırıyor. Modern cephe tasarımında bu tür ton geçişli seriler, düz/minimalist mimari hatlarla birlikte kullanıldığında cepheye hem sadelik hem de doğal karakter katan bir denge kuruyor — özellikle “sıcak minimalizm” trendiyle örtüşen bir yaklaşım. Soft York’un daha çok tonlu, tarihi karışımı restorasyon ve karakterli cephelerde; Dark Red ve Country Style Mix’in daha kırmızı ağırlıklı paletleri ise klasik ile modern arası geçiş yapan projelerde tercih edilebilir.

Kurumsallık ve Güven

Saray Tuğla, 1977’de kurulmuş ve 2010’da Edip Kaba tarafından devralınarak modernize edilmiş bir üreticidir; el yapımı kaplama tuğlası, kama tuğla ve duvar/zemin karoları üretiyor. Ürünler şu anda İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Romanya’ya ihraç ediliyor — bu dört pazar, hem Avrupa hem de Avrupa dışı kıtalarda güven kazanmış bir ihracat ağının varlığını gösteriyor. Saray Tuğla, yeni iş ortaklıkları ve yeni pazarlar konusunda arayışını sürdürüyor; özellikle kıta Avrupası’nda (Almanya, Hollanda, Belçika) genişleme hedefleniyor. Bu çeşitlilik, farklı iklim koşulları ve yapı standartlarına uyum sağlayabilen bir üretim kapasitesine sahip olunduğunu da gösteriyor

Saray Tuğla’nın dolu tuğla (solid brick) ürünleri, TS EN 771-1 standardı kapsamında Performans Beyanı (Declaration of Performance / DoP) ile belgeleniyor. Bu beyanlarda ortalama basınç dayanımı 19,5–20,7 N/mm² aralığında, su emme oranı %12,5–14,7 aralığında, donma-çözülme direnci FP100 sınıfında (EN 771-1’in ağır maruziyet kategorisine karşılık gelir) ve yangına tepki sınıfı Euroclass A1 olarak beyan ediliyor. TS EN 771-1, kâgir yapıda kullanılacak kilden imal edilmiş tuğlaların bu performans değerlerinin bağımsız olarak test edilip belgelenmesini sağlayan bir Avrupa standardıdır ve AB’nin 305/2011 Yapı Malzemeleri Yönetmeliği kapsamındaki CE işaretlemesinin temelini oluşturur. Ürün serisine göre belgelendirme kapsamı değişebileceğinden, belirli bir ürün için güncel DoP belgesi Saray Tuğla’dan talep edilebilir.

Saray Tuğla, Kaba ailesinin üç kuşaktır sürdürdüğü bir el yapımı tuğla geleneğine dayanıyor; 1977’de kurumsal olarak faaliyete geçmiş, 2010’da Edip Kaba tarafından devralınarak modernize edilmiştir. Bu köklü üretim geçmişi ve geniş ürün gamıyla Saray Tuğla, Türkiye’nin en büyük el yapımı tuğla üreticilerinden biri konumundadır. Ürünlerini İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Romanya gibi farklı kıtalardaki pazarlara ihraç ediyor olması da firmayı sektörde öncü ihracatçı firmalardan biri haline getiriyor. Yeni pazarlara (özellikle kıta Avrupası’na) yönelik aktif genişleme çalışmaları, bu öncü konumu daha da güçlendiriyor.

Evet. Saray Tuğla’nın Germencik, Aydın’daki üretim tesisinde, tüm ürün gamını kapsayan büyük bir showroom bulunuyor; ziyaretçiler burada el yapımı kaplama tuğlasından özel serilere kadar ürünleri yerinde, gerçek boyut ve dokularıyla inceleyebiliyor. Bunun yanında Saray Tuğla, TurkeyBuild gibi önemli sektör fuarlarında da yer alarak ürünlerini geniş bir mimar, distribütör ve inşaat firması kitlesiyle buluşturuyor. Uluslararası müşteriler ve distribütörler için numune gönderimi de ürünleri deneyimlemenin pratik bir diğer yoludur.

Uluslararası Pazar

Avrupa Birliği’ne ihracatta CE işareti ve TS EN 771-1 standardına uygunluk zorunludur; bu standart, 305/2011 EU Yapı Malzemeleri Yönetmeliği kapsamında ürünlerin CE belgeli olmasını gerektirir. CE işareti bir kalite belgesi değil, ürünün AB’nin temel sağlık ve güvenlik gereksinimlerini karşıladığının güvencesidir ve alım yapan her AB ülkesinde geçerlidir. Ortadoğu ülkelerinde ise standart gereksinimler ülkeden ülkeye değişir — bazı ülkeler kendi ulusal standartlarını, bazıları uluslararası referansları kabul eder; bu nedenle hedef ülkeye özel araştırma gerekir. Kalite yönetim sertifikaları (ISO 9001) ve çevre yönetim sertifikaları (ISO 14001) her iki bölgede de güven artırıcı ek belgeler olarak talep edilebiliyor. Kesin, ülke bazlı gereksinim listesi için ilgili ülkenin ithalat mevzuatının güncel halinin kontrol edilmesi gerekir.

Rekabetçi fiyat/kalite oranı, düşük işçilik ve enerji maliyetlerinden kaynaklanan önemli bir avantajdır. El yapımı üretim geleneğinin hâlâ canlı olması, Avrupa’da azalan bu üretim kapasitesine karşı özgün bir tedarik kaynağı sunar. AB’nin Emisyon Ticaret Sistemi’nin genişlemesi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 2026-2030 döneminde kademeli devreye girmesi, Avrupalı üreticilerin uyum maliyetlerini artırıyor — düşük karbonlu enerjiye erişimi olan ithalatçılar için bu durum rekabet avantajına dönüşebilir. Ege bölgesindeki zengin kil yatakları da çeşitli renk ve doku seçenekleri sağlıyor. Türkiye’nin tuğla/kiremit alt sektörüne özgü ihracat hacmi verileri, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Nisan 2025’ten itibaren alt mal grubu bazlı tabloları veri tutarsızlıkları nedeniyle yayımlamayı durdurmasıyla artık kamuya açık şekilde takip edilemiyor; bu nedenle güncel, doğrulanmış bir hacim rakamı bu cevaba dahil edilmedi.

Restorasyon projelerinde öncelik, orijinal binadaki tuğlayla renk, boyut ve doku uyumudur — bu nedenle genelde özel sipariş veya el yapımı üretim tercih edilir. Eskitilmiş/patinalı yüzeyler ve düzensiz kenar yapısı, tarihi dokuyla görsel bütünlük sağlamak için aranır. Yerel yönetmelikler, özellikle koruma altındaki bölgelerde, çoğu zaman belirli renk ve boyut aralıklarını zorunlu kılar. Malzemenin teknik performansı da göz ardı edilemez — eski binalarda nefes alabilirlik önemli olduğundan, çok düşük gözenekli modern tuğlalar bazen uygun bulunmayabilir. Bu tür projelerde üreticinin özel boyut/renk üretebilme esnekliği kritik bir rekabet avantajına dönüşür.

Genel sektör pratiğinde süreç, önce dijital katalog/görsel paylaşımıyla ön eleme yapılması, ardından talep edilen ürünlerden fiziksel numune gönderilmesiyle ilerler. Büyük Avrupalı üreticiler bu süreci hızlandırmak için showroom ve doku/renk görselleştirme araçları sunuyor. Numune gönderiminde nakliye süresi ve gümrük işlemleri, Türkiye’den ihracat söz konusu olduğunda ek bir zaman faktörüdür.

Trend Soruları

Sürdürülebilirlik, cephe tasarımının artık ek bir özellik değil, temel çıkış noktası olduğu bir trend olarak öne çıkıyor — ürünlerin çevresel etkisi giderek daha önemli hale geliyor. Uzun/ince format tuğlalar ve nötr doğal tonlar (bej, gri, antrasit) baskın renk paleti olarak görülüyor. Farklı malzemelerin (metal, cam, doğal taş) tuğlayla birlikte katmanlı biçimde kullanıldığı kontrast kompozisyonlar da güçlü bir yönelim. Ayrıca “sıcak minimalizm” denen, sade çizgilerle organik doku ve malzemeleri birleştiren yaklaşım mimarlar arasında yaygınlaşıyor. Bu talep artışı pazar büyüklüğüne de yansıyor — Avrupa tuğla pazarının 2025’teki 14,58 milyar dolarlık değerinden 2033’e kadar %5,39 yıllık ortalama büyümeyle 22,11 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Bina kabuğunun enerji stratejisinin aktif bir parçası olarak görülmeye başlanması, doğal ve düşük karbonlu malzemelere olan talebi artırıyor. 2026’da cephe tasarımcıları, camdan oluşan yapıların karşısında öne çıkan terakota, sıkıştırılmış toprak, taş ve tuğlayı yoğun biçimde kullanarak insana daha yakın bir ölçek yaratmaya çalışıyor. Bu eğilimin bir kısmı düzenleyici baskılardan kaynaklanıyor — örneğin AB’de Emisyon Ticaret Sistemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması 2026-2030 arasında kademeli devreye giriyor, Körfez bölgesinde ise BAE 2023’ten itibaren sürdürülebilir yapı malzemelerini teşvik eden düzenlemeler uyguluyor. Doğal malzemelerin geri dönüştürülebilir ve düşük işlenmiş olması da sürdürülebilirlik anlatısını güçlendiriyor. Cam ağırlıklı modern mimarinin bir süredir eleştirilen “soğuk” hissine karşı bir tepki olarak da okunabilir.

Minimalist mimaride tuğla, aşırı süslemeden kaçınarak sade çizgiler ve tekdüze doku ile bina kütlesini vurgulamak için kullanılıyor. 2026 trend raporlarında “sıcak minimalizm” olarak adlandırılan yaklaşım tam da bu noktada devreye giriyor — keskin ve temiz çizgiler korunurken bina soğuk hissetmesin diye zengin, organik dokular ekleniyor. Uzun format ince tuğlalar, minimalist cephelerde çizgisel bir ritim yaratarak dekoratif ama sade bir etki sağlıyor. Renk paletinin sınırlı ve nötr tutulması da bu stille uyumlu. Sonuç olarak dekoratif tuğla, minimalist mimaride “az ama etkili” bir detay unsuru olarak konumlanıyor.

Retro tasarım, yaşanmışlık hissi veren, kusursuz olmayan yüzeylere dayanır — el yapımı tuğlanın her parçadaki form ve renk düzensizliği bu etkiyi yapay bir yıpratma işlemine gerek kalmadan doğal olarak sağlar. Retro cepheler genelde el işçiliğinin norm olduğu dönemleri referans alır; el yapımı tuğla, bu geleneksel üretim mirasıyla doğrudan bağ kurduğu için yüzeye sonradan uygulanan “eskitme” dokularından daha özgün bir sonuç verir. Fırınlama sürecinden kaynaklanan ton geçişleri, tek bir cephede bile zamanla oluşmuş gibi görünen bir renk derinliği yaratır. Bu doku, ahşap, dövme demir ve pirinç gibi retro iç/dış mekan malzemeleriyle de görsel olarak uyum sağlar. Sonuç olarak el yapımı tuğla, retro tasarımda “taklit edilen” değil “gerçek” bir patina sunduğu için tercih edilir.

Evet, belirgin bir avantajı var. Kil, işlenmemiş ve tek kaynaklı doğal bir hammaddedir; el yapımı tuğla üretiminde ana bileşen kildir, üzerine kireç taşı gibi doğal katkı maddeleri eklenir. El yapımı üretim, ekstrüzyonun getirdiği yapay düzgünlüğün aksine, doğada bulunan organik form ve doku düzensizliğini koruyor; bu da doğal tasarımın aradığı “insan eliyle bozulmamış” görünümle örtüşüyor. Gözenekli yüzeyi, çevresiyle nem ve sıcaklık alışverişine izin vererek iç-dış mekan geçişini daha “canlı” hissettiriyor. Ayrıca sentetik reçine veya bağlayıcı içermediği için, kompozit cephe panellerine kıyasla malzeme sağlığı açısından da daha sade bir profil sunuyor. Bu özellikler bir araya geldiğinde el yapımı tuğla, biyofilik ve doğa temelli tasarım yaklaşımlarında sıkça tercih edilen bir malzeme haline geliyor.

“Nefes alan yapı” kavramı, duvarın su buharını hapsetmeden dışarı bırakabilmesini ifade eder; pişmiş kil tuğla, buhar geçirgenliğine sahip olduğu için bu tür geleneksel nefes alan duvar sistemlerinin temel malzemelerinden biridir — bu özellik, vinil veya bazı sentetik kaplamaların aksine nem birikimi ve küflenme riskini azaltır. LEED ve BREEAM gibi yeşil bina sertifikasyon sistemlerinde tuğla, bölgesel malzeme kullanımı, geri dönüştürülebilirlik ve çelik/alüminyum cephe sistemlerine kıyasla nispeten düşük gömülü enerji (embodied energy) kriterleri açısından puan alabiliyor. El yapımı üretimde genelde fabrikaya yakın yerel kil kaynakları kullanılması da taşımadan kaynaklanan karbon ayak izini azaltıyor. Dürüst olmak gerekirse, fırınlama süreci enerji yoğun bir aşamadır; bu nedenle tuğlanın gerçek çevresel performansı fırın enerjisinin kaynağına ve verimliliğine bağlı olarak değişir — “otomatik olarak karbon negatif” gibi abartılı bir iddiada bulunmamak gerekir.

Bu sorunun cevabı öncelikle tuğlanın binada hangi rolde kullanıldığına bağlı: Saray Tuğla’nın ürettiği kaplama/dekoratif tuğlalar taşıyıcı değil, cephe giydirme amaçlıdır. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018), cephe elemanlarını ve bunların ankrajlarını Bölüm 6 kapsamında “yapısal olmayan elemanlar” sınıfında değerlendirir ve bu elemanların kendi ağırlığından doğan deprem yüklerine karşı hesaplanıp güvenli şekilde ankastre edilmesini şart koşar. Bu nedenle deprem bölgesinde doğru yaklaşım, tuğlayı betonarme veya çelik taşıyıcı bir sistemin üzerine, mühendislik hesabıyla belirlenmiş ankraj detaylarıyla monte etmektir — tuğla duvarın kendisi binanın taşıyıcı sistemi yerine geçmez. El yapımı kaplama tuğlaların göreceli hafifliği, ağır doğal taş kaplamalara kıyasla cephenin toplam deprem yükünü (kütlesini) azaltabilir, bu da ankraj sistemine binen yükü teorik olarak hafifletir. Ancak bu genel bir mühendislik ilkesidir; hangi ürünün, hangi ankraj detayıyla, hangi bina türünde kullanılabileceği proje bazında bir inşaat mühendisi tarafından hesaplanmalı ve onaylanmalıdır — bu FAQ maddesi genel bilgilendirme amaçlıdır, mühendislik onayının yerine geçmez.